Öabt Türkçe Metinsellik Ölçütleri ve Diğer Konular

  • 29 Temmuz 2016
  • 1.004 kez görüntülendi.
Öabt Türkçe Metinsellik Ölçütleri ve Diğer Konular

Öabt Türkçe Metinsellik Ölçütleri ve Diğer Konular

2. 5. 4. 1. Metinsellik Ölçütleri

Bağdaşıklık: Bir yazının metin olmasını sağlayan tümceler arasındaki ilişkiyi metin içi bir dille sağlayan özelliklerin tümüne verilen addır (Günay, 2007: 71-74).

Tutarlılık: Bir metindeki cümleler arasındaki bağlantıların kurularak anlamsal ve mantıksal olarak düşüncelerde bir boşluk oluşturmadan metni bir bütün olarak ele alınmasıdır.

Amaçlılık: Bir yazarın kafasındaki düşünceyi yazı vasıtasıyla okuruna iletebilmesidir (Çoşkun, 2005: 45). Yani yazarın metni oluşturmak için seçtiği her cümle ifade etmek istediği fikre hizmet etmelidir. Okuyucunun kafasında o mesajla ilgili bilinçli bir yapı oluşturmalıdır.

Bilgisellik: Metnin okuyucuya en az bir yönden yeni bir bilgi vermesidir.  Bilgi verme süreci bilinenden yola çıkılarak onun üzerine inşâa edilen veya eldeki bilgiye çeşitli yönlerden bağ kurularak gerçekleşebilir. ‘‘Bilgisellik yönden ögeler içeren bir metin eski ve yeni bilgiler arasındaki dengeyi kurarak okuyucunun ilgisini metinde tutmayı başarabilir.’’ (Coşkun, 2005: 46).

Durumsallık: Yazılan metnin amacına göre hitap ettiği kitlenin durumuna göre ve konusuna göre uyum içerisinde olmasıdır (Coşkun, 2007: 239).

Kabuledilebilirlik: Metnin yazılış amacı ile metinde işlediği durumun uygunluk içerisinde olması ve okuyucunun hayal dünyasında yeni ufuklar açarak onu esere bağlamasıdır (Çeçen, 2011: 137)

Metinlerarasılık: Hiçbir metin tek başına bir anlam ifade edemez. Her metin kendisinden önce yazılmış olan metinlerden biçim ve içerik olarak değişik oranlarda etkilenerek bir durumu ifade etmeye çalışır. Bunu yaparken önceki metinlerden etki gücünden yararlanarak ele alınan bilgilerin üzerine yeni bilgiler kurmaya çalışır (Günay, 2007: 211). Metinlerarasılık okuyucun önceki bilgileriyle yeni bilgilerini bağdaştırma imkânı verdiği ölçüde başarılı olur.

2.5.4.2. Hikâye Edici Metinler

Eğitim ve öğretim faaliyetlerinde en önemli materyal ders kitabıdır. Ders kitabını eğitim faaliyetlerinde anlamlı kılan içindeki metinlerdir. Bozkurt (2007: 18)’un aktardığına göre; “ders kitaplarındaki metinler incelendiğinde bilgilendirici metinler ve hikâye edici metinler olmak üzere iki başlıkta toplandığı görülmektedir.”(Akyol, 1999: 7).Bu çalışmada hikâye edici metinler üzerinde durulacaktır.

Belli bir olay kurgusu içerisinde bir olayın geçtiği yer, olayın gerçekleştiği zaman dilimi, olayı gerçekleştiren kişiler çerçevesinde yaşanmış veya yaşanabilir olayların ele alındığı edebi türe hikâye veya öykü denir (Aktaş ve Gündüz, 2011: 339).

‘‘Okuyucuya yorum yapma (Bruner, 1990), anlamı açıklama, (Gudmundstottir, 1995), organize etme, hatırlama (Bruner, 1990; Shank, 1999) ve problem çözme (Jonassen ve Hernandez-Serrano, 2002) fırsatları sunan etkili bir metindir.” (Akt. Akyol, 2011: 161).

“Hikâye (öykü) sözcüğü hayal veya gerçek arasında bir olay etrafında oluşturulmuş edebi metinlerdir.” (Arı, 2008: 41).

Hikâye edici metinlere bakıldığında olaylar bir kurgu içerisinde ve aşamalı olarak ilerleyen bir zaman diliminde gerçekleşmektedir. Günümüzde post modern hikâyecilik olarak adlandırılan tarz için zaman ve olaylar yönünden aşamalılık söz konusu değildir.

Hikâyelerde ön plâna çıkan unsura göre hikâye edici metinler “olay hikâyesi” veya “durum hikâyesi” olarak adlandırılır.

Olay hikâyesi; olayların serim, düğüm ve çözüm perspektifinden ele alındığı hikâyelerdir.

Durum hikâyesi; hayattan bir veya bir kaç kesit alarak çeşitlilik yönüyle dar bir mekânda geçen olayın ele alındığı hikâyelerdir.

Hikâye geçmişten günümüze hem sözlü olarak hem de yazılı olarak etkili bir öğrenme – öğretme aracıdır. Sahip olduğumuz kültürel özellikler sayesinde çok küçük yaşlardan itibaren hikâye ile tanışırız. Birey hikâye edici metinler hakkında,  bireysel farklılıklara göre, kişinin içinde bulunduğu çevrenin yapısına göre ve bireyin hikâye edici metinle karşılaşma sıklığına göre az veya çok hikâyeyle ilgili bilgi sahibi olur. Bir metni anlamlandırarak, onu yorumlayabilmek o metin ile ilgili genel bilgilere sahip olmaya bağlıdır.

Sözlü ve yazılı hikâyeler üzerine yapılan araştırmalarda hikâyeyi oluşturan temel kalıpların varlığından söz edilmiştir. Bir hikâye kurgusu genel olarak çatışma üzerine kurulur. Lukens’e göre bu çatışma dört şekilde ele alınır.

  1. Tabiat ve karakter arasındaki çatışma
  2. Toplum ile karakter arasındaki çatışma
  3. Karakterler arasında çatışma
  4. Karakterin kendi iç çatışması (Akyol, 1999: 56).

Yapısal olarak hikâyeler incelendiğinde hikâyelerin sahip olduğu bir şemadan, kalıptan, hikâye elementlerinin varlığı kabul edilmiştir. Bu araştırmaların başlıcalıları: Harris ve Graham (1996), Stein ve Glainn (1979), Akyol (1998), Hoey (1983), Van dijk (1980), Barlet (1932), Rumelt (1975), Brown (1975), Paris (1975) şeklindedir.

Bir metnin hikâye edici bir metin olarak kabul edilebilmesi için belli kriterler var mı sorusuna cevap arayan araştırmacılar genel hatlarıyla benzer sonuçlara ulaşmışlardır. Coşkun (2005) doktora tezinde bu konuyla ilgili yapılan çalışmaları derleyerek bir hikâyede bulunması gereken elementlerin varlığından söz eder ve bunlarıAna karakter, mekân, zaman, başlatıcı olay,amaç,girişim,sonuç,tepkiolarak belirtir. (2005: 275-277). Hikâye elementlerini şöyle açıklayabiliriz:

  1. Ana karakter: Hikâyedeki olayların merkezinde yer alan kişidir. Özellikle olayların çözümü konusunda ön plâna çıkar. Hikâyedeki diğer karakterlere göre baskın bir yapıya sahiptir.
  2. Mekan: Olayların gerçekleştiği yerdir. Gerçekten var olan bir yer veya kurgulanmış bir yer de olabilir. Tekin (2001:129)’e göre, ‘‘hikâyede mekan unsuru olayların geçtiği yer ve çevre hakkında bilgiler verir’’(akt: Bozkurt, 2007: 25). Karakterleri yaşadığı yerin özellikleri vasıtasıyla belirgin hâle getirerek olayın yaşandığı toplum yapısı hakkında bilgiler verir.
  3. Zaman: Hikâye edici bir metin okuyucuya olayın yaşandığı zaman dilimi ile ilgili açıktan veya dolaylı yollar ile de olsa bilgi vermelidir. Eskiden belli bir dönemden başlayıp ardışık bir süreç ile ele alınan bu yapı günümüz hikâyelerinde ardışıklıktan sıyrılarak geri dönüşler ileriye gidişler şeklinde de görülebiliyor.
  4. Başlatıcı olay: Hikâyenin kurgusunun üzerine kurulacağı, hikâyede çözülmesi gereken problemin fitilini ateşleyecek olan olay veya durumdur.
  5. Amaç: Ana karakterin problem karşısında aldığı karardır.
  6. Girişim: Problemin çözümünde ana karakterin aldığı karar çerçevesinde icraata başlama aşamasıdır.
  7. Sonuç: Girişim aşamasında kullanılan çözümlemeye yönelik teknik ve taktiklerin başarılı olup olmadığını ele alan bölümdür. Bu bölümde genel olarak okuyucuya mesajlar içeren yargıları bulmak mümkündür.
  8. Tepki: Olaylar karşısında ana karakterin takındığı duyuşsal ve bilişsel tutumlardır.

Bir metnin nasıl oluşturulduğu bilgisi o metni anlamak için önemlidir. Hikâye edici metinlerin oluşumunu öğrenmek hikâye edici metinlerle yürütülen her türlü eğitim – öğretim faaliyetinde bireye iletilmek istenen mesajı en kolay ve net şekilde aktarılmasını sağlar.

Eğitim öğretim faaliyetleri içerisinde metinler çok önemli bir yere sahiptir. Öğrencilerin okumayı öğrenmelerinden sonra yaygın ve örgün eğitimin her kademesinde işlenen dersler için metin vazgeçilmezdir.  Duman ve Çiftçi (2007: 34)’ye göre; okumayı gerektiren metin okuldaki etkinliklerin % 83 nü işgal eder.

Eğitim ve öğretimin amaçları genel olarak şu şekilde ifade edilebilir:

  • Bireyi eğitmek, bireyin sosyalleşmesini sağlayarak kendisini anlama olanağını sunmak,
  • Bireye kendi başına öğrenme faaliyetlerinde bulunabilme yetisini kazandırmak, iletişim olanaklarından en iyi şekilde yararlanarak duygu ve düşüncelerini ifade edebilmek,
  • Yeni öğrendiği bilgileri öncekilerle sentezleyerek gelecek nesillere aktarmak,
  • İş veya okul döneminde hangi konum veya durumda olursa olsun sorumluluklarını en iyi şekilde yerine getirme,

gibi insanı değerli kılacak ve sosyal düzene karşı faydalı olabilecek bir birey yapmaya çalışmak eğitim ve öğretim faaliyetlerinin en önemli amaçlarındandır. Eğitim ve öğretim faaliyetlerinde önemli bir yeri olan metnin ele alınması bu yüzden anlamlıdır.

İnsan fiziksel ve bilişsel olarak yıllara göre değişiklik gösterir. Bu değişiklikler üzerine yapılan araştırmalarda araştırmacılar bireyin yaşadığı bu değişiklikleri belli yaş dönemleri arasında sınıflandırmışlardır. Piaget, Freud, Gagne, Erikson bunların başlıcalarıdır.  Bireyin ilgi alanları her dönemde farklılık gösterebilir. Bu farklı ilgi alanlarını tespit ederek ona uygun olarak eğitim vermek eğitimcilerin en önemli vazifesidir. Karakuş (2007: 55)’un aktardıgına göre bilişsel olarak farklı dönemlerde yer alan bireyler için “yaşa göre metin türü” uygulamaları yapılmalıdır.’’ (İşeri, 1998: 8; Aytaş, 2001: 162-163.).

Çalışmada yer verilen 7. sınıf öğrencileri ele alındığında 12- 15 yaş grubunda yer alan birey topluluğundan söz edilebilir. Bu dönemdeki bireyler somut işlemler döneminden soyut işlemler dönemine geçiş sürecindedir. Karakuş (2007: 56) göre soyut işlemler dönemi 12 yaşından itibaren başlar ve en üst bilişsel beceri dönemidir. Bu dönemde bireyin hayal dünyası gelişmiştir. Bireyler kendilerini okudukları metinlerde geçen kahramanlarla özdeşleştirmeye çalışırlar. Önceki dönemde somut olan şeylerden hareketle dünyayı algılamaya çalışan bireyler soyut kavramları da kullanmaya başlarlar. Özgün bir şeyler yapabilme, eleştirel düşünebilme mantığının filizlendiği dönemdir. Ergenlik dönemininde genel olarak bu dönemde yaşandığı göz önüne alındığında ve ergenlik döneminde bireylerin fizyolojik ve bilişsel olarak geçirdiği değişim bu dönemi oldukça önemli bir dönem yapar. Bu dönemde kişinin en çok ihtiyaç duyduğu şey başta kendisi olmak üzere insanları ve olayları anlamak ve anlamlandırmak daha sonra kendini ifade edebilmektir.

Yukarıdaki nedenlerden dolayı bu dönemdeki bireylerin psikolojik olarak kendilerini iyi hissedebilmesi, ilgi alanları göz önüne alınarak oluşturulan metinlerle onların dikkatini eğitim – öğretim faaliyetlerinde yoğun hâlde tutmak önemlidir. Çocuğun küçüklüğünden beri çevresinden dinlediği hikâyeler vasıtasıyla bilinç altlarında hikâye kurgusu ile ilgili az veya çok bir yapı oluşmuştur. Hikâye edici metinlerin 12-15 yaşındaki bireylerin ilgisini çekecek nitelikte bir yapıya sahip olmaları ve bu dönemdeki bireylerin hikâye edici metinler ile ilgili hazır bulunuşluğa sahip olmaları somut işlemden soyut işlemlere geçişi kolaylaştıracaktır. Bu yönüyle çalışmada hikâye edici metinlerin seçilmesi anlamlıdır.

Hikâye edici metinlerin etkili bir şekilde öğretilmesi ve bireylerin bunları kullanması için hikâye elementlerinin öğretilmesi yetmeyebilir. Bunlara ek olarak metnin iç yapısı ve bütünüyle ilgili birbirini tamamlayan iki kavram olan bağdaşıklık ve tutarlılık kavramlarını da öğretilmesi şarttır.

2. 5. 5. BAĞDAŞIKLIK:

Metin kendisini oluşturan cümleler arasındaki ahenk ile oluşan edebi yapıdır. Bir inşaat ustası bir yapıyı oluştururken yapıyı meydana getiren unsurlar arasında nasıl bir bağlantı kuruyorsa, metin yazarıda benzer bağlantılardan yararlanmak zorundadır. Çünkü hiçbir yapı tek bir şekilden oluşmaz. Tüm yapılar uygun bağlantılar sayesinde eklemeler yapılarak oluşur. Bir yapının kaliteli olması bağlantılar arası uyum ve bu bağlantıların göze çarpmayarak o yapının doğal unsuruymuş gibi onda uyumlu görünmesine bağlıdır. Metin için de aynı durum söz konusudur. Metin yapısı; sözcük ve cümlelerin oluşturduğu eklemelerle oluşur. Yapıyı oluşturan eklemeler arasındaki bağlantı bağdaşıklık kavramıyla ilgilidir.

Bağdaşıklık, kelime ve cümleleri uygun bağlantılar vasıtasıyla anlamlı bir metin haline getirmektir (Coşkun, 2005: 69).

Bağdaşıklık, dil bilgisine ait yapıların dil bilgisi kuralları çerçevesinde bir araya gelerek oluşturdukları cümle ve paragraflar arasındaki bağlılığı ifade eder.

Bağdaşıklık, metin içinde yerine göre farklılıklar göstererek bir yazının metin içi ilişkilerinin tümünü kurarak onun metin olmasını sağlayan özellikler bütünüdür.

De Beugrande ve Dresler’e ( 1981: 240) göre metinselliğin ilk standardı bağdaşıklıktır.

Tanımlardan yola çıkarak bağdaşıklığı bir örnek ile açıklamaya çalışalım:

“(1) Metin, hafta içi her gün saat 07:00’de uyanır. (2) Saat 08:00’de başlayan okula yetişmek için. (3) Annesi onu okula kahvaltı yapmadan okula göndermemek için erkenden kalkarak kahvaltısını hazırlar.”

1.ve 2. cümle arasında sebep sonuç ilişkisi (okula yetişmek için saat 07:00 de kalkması)  ve öznesi (Metin öznesinin söylenmemesi) eksik eksiltili yapı vardır.

1.ve 3. cümlede gönderim ilişkisi vardır. Metin ismi yerine onu zamiri kullanılmıştır.

1.ve 3. cümlede Metin ismi yerine onu zamiri kullanılarak gönderim ilişkisi kurulmuştur.

Metnin anlamsal bütünlüğünü sağlayan bağdaşıklığın dilsel ögeleri vardır. Bu ögeler hem metin içindeki bölümlerin kendi içinde ve hem de diğer bölümler içinde mantıksal bir uyum sağlarlar (Onursal, 2003: 4-5). Bu ögeler bağdaşıklık kavramını ilk ortaya atan Halliday ve Hassan (1976) ‘‘Cohesion in English’’ eserinde 5 başlıkta ele alınmıştır. Ayrıca, Karatay (2010: 376)’ın aktardığına göre (Halliday ve Hassan 1976; Demircan, 1986; Altunkaya, 1987; Aktaş, 1996; Günay, 2007; Koç, 1992: 275-296; İşsever, 1995; Özkan, 2004: 167-182) araştırmacılar bağdaşıklık ögelerini 5 başlıkta ele alır.  Belirtilen çalışmalarda olduğu gibi Çoşkun (2005: 99) da bağdaşıklık ögelerini 5 başlıkta ele almıştır. Bunlar: 1- Gönderim 2- Eksiltili anlatım 3- Değiştirim 4- Bağlama ögeleri 5- Kelime bağdaşıklığı şeklinde şeklindedir. Bu çalışmada Coşkun’un (2005) çalışması esas alınmıştır.

2. 5. 5. 1. GÖNDERİM:

Bir metin bir duygu, düşünce veya kavramı açıklamak için birbiriyle anlamsal ve dilbilimsel olarak bağlı cümlelerden oluşur. Bu cümleleri oluşturan bazı sözcükler birkaç defa tekrar edebilir. Bu tekrar edecek olan sözcükler yerine anlam akışını sağlamak ve metni daha anlaşılır kılmak için onları karşılayacak ve onlarla bağlantılı farklı sözcükler kullanılabilir. Daha önce kullanılmış veya sonra kullanılacak olan sözcüklerin birbirleriyle ilişkili olarak yorumlanabilmesine gönderim denir. Gönderim ögesi metin içi ve metin dışı gönderim olmak üzere 2 ye ayrılır (Coşkun, 2005: 74).

  • Metin dışı Gönderim:

Metin dışı göndermeler metin içi göndermelerle bağlantı kurarak anlam kazanırlar (Kıran ve Kıran, 2007: 131). Coşkun’un aktardığına göre  (2005: 74) Bu tür gönderimler biçimsel olarak bağdaşıklık oluşturmadığından bağlamdan yola çıkarak gönderimler metni tamamlayıcı bir rol üstlenir (Altunkaya, 1987: 45; Halliday ve Hassan, 1976: 37).

Örnek:

‘‘(1) Burak burada sessizce oturdu. (2) Etrafına bakınerken onu görür gibi oldu. (3) Fakat gördüğü kişi o olamazdı.”

1.cümledeki “burada”, 2. cümledeki “onu” 3. cümledeki “o” sözcüklerinin bu 3 cümlelik metinde karşılıkları tam olarak yoktur. “Burak burada sessizce oturdu” cümlesinde kast edilen yer “bir taziye evi, tramvay durağı, uçak koltuğu v.s” herhangi bir yer olabilir. Aynı şekilde 2. cümledeki ‘‘onu görür gibi oldu’’ derken “kız veya erkek kardeşinden, kız veya erkek arkadaşından, amcasından, dayısından v.s” herhangi birinden bahsedilmiş olabilir. 3. cümledeki “o olamazdı” derken 2. cümlede bahsedilen kişi kimse ondan bahsedilmiştir. Bu 3 cümledeki ifadelerin açığa çıkması için varsa bu metnin önceki bölümünden veya daha sonra devam edecek olan bölümden bağlamdan yola çıkarak ele alınması gerekir.

  • Metin İçi Gönderim:

Gönderim ögesinin metin içinde bulunduğu durumdur. Ön gönderim ve art gönderim olarak ikiye ayrılır.

Ön gönderim:

Metin içerisindeki bir birimin yerini tutan bir ögenin o söylenilmeden önce söylenmesiyle ortaya çıkan göndermedir.

Örnek:

“Dünkü maçta takımın kazanmasındaki en önemli faktörlerden biriyde şuydu ki, taraftar maç boyunca takımı çok iyi destekledi.”

Yukarıdaki örnekteki “şuydu” sözcüğüyle kendisinden sonra gelecek olan “taraftar maç boyunca takımı çok iyi destekledi” cümlesine gönderimde bulunuyor.

Art Gönderim:

Ön gönderimin tersine, metinde belirtilen bir ögeden sonra gelerek önceki ögeye yapılan göndermeyle geriye doğru bir ilişki sağlamadır (Coşkun, 2005; 76).

Örnek:

‘‘(1)Galatasaray kalecisi Fernando Muslera bir sezon boyunca forma giydiği maçların 16 tanesinde kalesini gole kapattı. (2)Bu, o takımda bugune kadar forma giyen kalecilerin daha önce ulaşamadığı bir başarıydı.

  1. cümledeki “bu” sözcüğüyle kendisinden önce geçen “bir sezon boyunca forma giydiği maçların 16 tanesinde kalesini gole kapattı.” Cümlesine göndermede bulunurken aynı şekilde 2. cümledeki “o takımda” sözcükleriyle yine kendisinden önce kullanılan ‘‘Galatasaray’’ sözcüğüne gönderimde bulunulmuştur.

Hem art gönderim hem ön gönderim sayesinde metnin anlaşılırlığı ve akıcılığı sağlanır. Gönderin unsurları çeşitli unsurlarla yapılır.

  • Gönderim Ögeleri:

Bu çalışmada Coşkun (2005) tarafından hazırlanan bağdaşıklık ölçeğini kullanılacağından gönderim ögeleri o ölçekte yer alan tasnife göre ele alınacaktır.

Zamirler:

İsmin yerine geçerek onların görevlerini yükleyen sözcüklerdir. Genel olarak zamirlerden önce bir ad kullanılır ve o addan sonra onunla ilişkili bir zamir kullanılarak art gönderimde bulunulur (Günay, 2007; 79). Ön gönderimler de tam tersi şeklinde yine zamirlerle yapılır.

  • Şahıs Zamirleri:

Metinde geçen kişi adlarının yerine kullanılan ‘ ben, sen, o,’ tekil kişi ve “biz, siz, onlar” çoğul kişi zamirleridir.

Örnek:

(1)Ali dün okula gelmedi. (2)Annesi onun hasta olduğunu onun arkaşları olan Serhat ve Burak’a söyleyerek öğretmenlerine iletmelerini rica etmişti. (3) Onlar onun bu ricasını kırmadı.”

  1. cümlede geçen ‘‘Ali’’ isminin yerine 2. cümlede “o” zamiri kullanılmıştır. 2. cümlede geçen “Serhat ve Burak” isimlerinin yerine “onlar” zamiri kullanılmıştır.
  • Dönüşlülük Zamiri:

Kişinin yaptığı veya yapacağı işin derecesini arttırmak için şahıs zamirinin iyelik ekine göre “kendi” sözcüğüyle gerçekleşen kullanımdır.

 

Örnek:

Ahmet ayakkabısını kendisi bağlayamadığı için annesinden yardım istedi.”

  • İşaret Zamirleri:

Canlı veya cansız herhangi bir ismi işaret yoluyla ifade eden zamirlerdir. Başlıcaları “Şu, bu, o, Şunlar, onlar, bunlar, öteki, beriki, şura, ora, bura v.b.” şeklindedir.

Örnek:

Ali, erkenden kalkarak ağaçları budamaya başladı. Buradakileri budadıktan sonra şuradakileri budamaya başlayacak.”

Örnek:

Manavın seçtiği karpuzu beğenmeyip berisindekini isteyen bayana, manav: Bunların hepsi kesmece berisindeki de ötekisi de bu da hep aynı dedi.”

  • İlgi Zamiri:

İsim tamlamalarındaki iyelik eki alabilen sözcüklerin yerine kullanılabilen sözcüklerdir.

Örnek:

       “Benim dondurmam, onun dondurmasından daha çok.”

      “Benim dondurmam, onunkinden çok.”

 

  • İşaret Sıfatları:

Kendisinden hemen sonra gelecek olan ismi kendisinden önce gelen sözcüklerle de ilişkili olarak ismi işaret yoluyla niteleyen sözcüklerdir.

Örnek:

“Çocukluk yıllarını geçirdiği evi ziyaret eden Fatma duygulanarak ağladı. Çünkü bu ev onun birçok anısını barındırıyordu.”

 

 

  • Karşılaştırma:

En az bir yönüyle benzer olan iki veya daha fazla kavramın bu benzerlikten yola çıkılarak azlık-çokluk, yoğunluk-sığlık, genişlik-darlık, benzerlik-farklılık gibi çeşitli yönlerden kıyaslanmasıdır.

Örnek:

Türkiyenin en kalabalık şehri İstanbuldur. (İstanbul, Türkiye’nin diğer şehirleriyle nüfus yönünden karşılaştırılmıştır).

Daha önce Finlandiya kadar doğaya önem veren bir ülke görmedim. (Daha önce gittiği ülkeler ile Finlandiya doğayı koruma yönüyle karşılaştırılmıştır.)

2.5.5.2. EKSİLTİLİ ANLATIM:

Birbirine bağlı birden fazla cümledeki bazı sözcüklerin silinmesine karşılık bağlamdan yola çıkarak anlam bütünlüğünü sağlayabildiğimiz anlatım türüne eksiltili anlatım denir. (Günay, 2007; 83). Metin içerisinde düşürülecek olan sözcüğün metnin yapısını bozmyacak bir şekilde seçilmesi veya seçilen bu sözcük veya sözcükler sayesinde metnin anlam akışına olumlu katkı sağlama yönüyle irdelenmesi önemlidir.

Eksiltili anlatım, çok çeşitli şekillerde gerçekleşebilir. “Cümlede farklı görevler üstlenen sözcük yapıları veya cümlenin temel ögeleri düşürülerek böyle bir kullanımdan faydalanılabilir.” (Karatay, 2010: 375-384).

Örnek:

(O) Bu maça çok önem veriyordu. Çünkü (o) geçen sene farklı mağlup olduğu takımı yenmek istiyordu.”

‘‘Gördüğün bu tüm binalar bizimdir.(bizim binalarımız)

‘‘Sedef, Meltem’den daha hızlı koşar.” (Sedef, Meltem’in koşabildiğinden daha hızlı bir şekilde koşabilir)

“Radyasyondan az etkilenmek için radyasyon barındıran cihazınız cep telefonuz ve bilgisayaranızı uzun süreli kullanmmamalısınız.”(radyasyon barındıran cihazınız bilgisayarınız)

“Serdar’ın arabası az benzin tüketiyor. Salih’inki çok.”(Çok benzin tüketiyor.)

-Golü kim attı?

-Hakan. (Golü Hakan attı.)

2. 5. 5. 3. DEĞİŞTİRİM:

Ülper (2008; 37) belirttiğine göre değiştirme, “bir sözcük, cümle veya herhangi bir metinsel yapının yerine bu yapının üstlendiği görevi yerine getirebilecek başka bir sözcük, cümle veya metinsel yapının kullanılmasıdır.” (Halliday ve Hassan, 1976: 88-92; Witte, Faigley, 1981: 190). Değiştirme veya değiştirim şeklinde kullanılabilir. Değiştirim, isme dayalı değiştirim, fiile dayalı değiştirim ve cümleye dayalı değiştirim olmak üzere 3 şekilde görülür (Karatay, 2010: 373-384).

  • İsme Dayalı Değiştirim:

Metinde yer alan bir isim veya isim öbeğinin değiştirilmesidir.

Örnek:

Komşuları Feyyaz’ın sarı renkli ve vitesli bisikletine gıpta eden Tuncay’ın babası aynısını Tuncay’a aldı.” (Sarı renkli ve vitesli bisiklet yerine ‘‘aynısı’’ sözcüğü kullanılmıştır.)

“Tek yumurta ikizlerinden Can parayı çok severken; Canan öyle değildi.” (Parayı Can kadar çok sevmiyordu.)

  • Fiile Dayalı Değiştirim:

Metinde yer alan bir fiilin değiştirilmesidir.

Örnek:

“Onur’un türkü söylediğini gören Sami de aynısını yaptı.” (Türkü söyledi)

“Kadroya girmek için çok çalışması gerektiğini düşünen Sabri öyle yaparak kadroya girebildi.” (Çok çalıştı)

  • Cümleye Dayalı Değiştirim:

Metinde yer alan bir cümle yapısının değiştirilmesidir.

Örnek:

“Biyoloji dersinden geçmek için haftalar öncesinden hazırlanarak geçtim. Umarım sende öyle yaparsın.” (Öyle sözcüğü ile haftalar öncesinden hazırlanarak geçmek cümlesi karşılanmıştır).

Şartlar ne olursa olsun çok çalışmak gerekir. Ancak böyle yaparak başarılı olabiliriz.” (Böyle sözcüğüyle şartlar ne olursa olsun çok çalışmak cümlesi karşılanmıştır).

2.5.5.4. BAĞLAMA ÖGELERİ:

Bir metindeki cümlelerin anlam ve dil bilgisi kuralları çerçevesinde bir araya gelmesini sağlayan ögelere bağlama ögeleri denir. Kendisinden sonra gelen cümle ile kendisinden önceki cümle arasında bağdaşıklık ilişkisinin kurulmasını sağlarlar(Ülper, 2008: 38).

Coşkun (2005: 97)’a göre bağlama ögeleri; sözcük, cümle veya daha büyük yapıları birbirine bağlayarak aralarında anlamasal, biçimsel ve kullanımsal olarakda bir uyum oluşturur.

Bağlama ögelerinin bir çok işlevi vardır. Bazı bağlama ögeleri bir işlev üstlenirken bazı ögeler birden fazla işlev üstlenebilirler.

Örnek:

“Herkes onun gelmesini dört gözle bekledi. Fakat o gelmedi.” (Fakat bağlacıyla iki tane cümle arasında olumsuzluk yönünden bir anlam ilişkisi kurulmuştur.)

‘‘Çocuğu okuyabilsin diye babası çok çalışıyordu.” (sın-sin diye, bağlacıyla amaç ilişkisi kurulmuştur.)

‘‘Maç iptal edildi. Çünkü hava şartları uygun değildi.’’(Çünkü bağlacıyla cümleler arasında sebep sonuç ilişkisi kurulmuştur.)

‘‘Annesi, Ayşe’yi peynir ve ekmek almaya gönderdi.” (Ve bağlacı bu cümlede ekleyici vazifededir. Ekmeğe ek olarak peynir de alacaktı.)

“Bekir Amca yaz ayları bitmeden evin boya badana işini bitirmeye çalışıyordu. Aynı şekilde komşuları Yılmaz Amca da evi için çalışıyordu.” (Aynı şekilde bağlacıyla iki cümle karşılaştırma yönüyle bağlanmıştır. Bu karşılaştırmada bir eşitlikten söz edilebilir.)

Ya bu deveyi güdersin ya bu diyardan gidersin.” (Ya ya bağlacıyla cümleler arasında bir ayırt edicilik, bir tercih yapma yönüyle bağlantı vardır.)

“Okula gitmek için uyanan Sedef önce kahvaltısını yaptı. Sonra dişlerini fırçalayarak çantasını hazırladı. Daha sonra okula gitmek için evden ayrıldı.” (Önce, sonra ve daha sonra bağlayıcı ögeler ile cümleler zaman yönüyle bağlanmıştır.)

“Sınavlarını geçtin mi sana bilgisayar alacağım.” (Mi sözcüğüyle koşul yönünden bir baplayıcılık vardır.)

Yukarıdaki örnekleri farklı bağlaçlarla arttırabiliriz. Önemli olan örnek sayısı değil bu örneklerle bağlayıcı ögelerinın anlamsal ve işlevsel yönlerini göstermek, mantığını kavratmaktır.

2.5.5.1. KELİME BAĞDAŞIKLIĞI:

Anlam ve işlev olarak aynı grupta yer alan kelime ve kelime gruplarının kullanılmasıyla ortaya çıkan durumdur. Halliday ve Hassan (1976) ‘Cohesion in English’ adlı eserinde bu durumu “lexical cohesion”, “sözcüksel bağdaşıklık” olarak ifade etmiştir. Coşkun (2005: 99) aynı kavrama karşılık olarak ‘kelime bağdaşıklığı’ terimini kullanmıştır. Bu çalışmada Coşkun (2005: 99)’un oluşturduğu ‘‘bağdaşıklık araçları ölçeği’’ kullanılacağından “sözcüksel bağdaşıklık” yerine “kelime bağdaşılığı” kavramı kullanılacaktır. Kelime bağdaşıklığı veya sözcüksel bağdaşıklık (1) Tekrar ve (2) Aynı Kavram Alanından Kelime Kullanımı olmak üzere ikiye ayrılır (Halliday ve Hassan, 1979: 227-283; Coşkun, 2005: 89; Ülper, 2008: 24).

2.5.5.1.1. TEKRAR

Yazılı metin, çeşitli dilsel yapıların belli bir mantık ile bir araya gelerek oluşturdukları bütündür. Günay (2007)’a göre; metni oluşturan bazı dilsel yapılar, kişiler, eşyalar v.b. kavramlar yeri geldikçe cümleler arası bağlantıyı sağlamak için tekrar edilir (s. 75). Bu tekrarlar Halliday ve Hassan (1976: 278-286)’a göre şu şekilde gerçekleşir:

  • Kelimenin aynen tekrar edilmesi
  • Eş ya da yakın anlamlı kelime kullanımı
  • Kelimenin üst veya alt anlamlısını kullanma
  • Genel anlamlı sözcük kullanma şeklinde dört başlıkta ele alır. (akt. Ülper, 2008: 24-25).
  • Kelimenin Aynen Tekrar Edilmesi:

Metindeki kelimenin hiçbir şekilde değiştirilmeden sonraki cümlelerde de aynen kullanılmasıdır.

Örnek:

Babası Ali’yi hafta sonu maça götüreceğini söylediğinden beri Ali hafta sonunu ip ile çekiyordu. Nihayet Ali’nin beklediği gün gelip çattı. O gün Ali erkenden kalkarak hazırlıklarına başladı…

Metinde kelime bağdaşıklığını sağlamak için sadece aynı kelimelerin tekrar edilmesi metinde akıcılığı engelleyip monotonluğa sebep olduğundan bir metinde mümkün olduğu kadarıyla çeşitli kelime bağdaşıklığı unsurları kullanılmalıdır.

  • Eş ya da Yakın Anlamlı Kelime Kullanımı:

Metinin bütünlüğü içinde bazı kelimeler yerine o kelimeleri anlamsal ve yapısal olarak karşılayabilecek başka kelimelerin kullanılmasıyla oluşan durumdur.

Örnek:

Şampiyonluğa oynayan takımın kendi evinde yenilmesi izleyicileri şaşırttı. Beklenmedik bu mağlubiyeti alan oyuncuların moralleri alt üst oldu. Oyuncuların morallerini düzeltmek isteyen takım kaptanı oyuncuları motive etmeye çalışarak şöyle konuştu:

  • Kaybettiğimiz bu maçla herşey bitmiş değil arkadaşlar, bu maçın bir de rövanşı var.
  • Kelimenin Üst veya Alt Anlamlısının Kullanımı:

Metin içindeki bir kelimenin yerine metnin akışına göre daha kapsamlı veya daha dar kapsamlı bir kelime veya kelime grubunun kullanılmasıdır. Kelimelerin özelden genele ya da genelden özele doğru sıralandığı durumlardır.

Örnek:

(1) Salon, oturma odası, koridor, mutfak ve diğer odaların sarı-kırmızıya boyandı. (2) Evini sarı-kırmızıya boyayan bu adam komşuları tarafından sevilen biriydi.

  1. cümlede yer alan unsurlar (odalar) yerine 2. cümlede o unsurların hepsini karşılayacak (ev) bir sözcük kullanılmıştır.

Örnek:

(1) Hayvanlar âleminde hayatta kalmak oldukça zordur. (2) Bir ceylan güne başladığında o civardaki en hızlı koşan aslandan daha hızlı koşabilği sürece hayatta kalma olasılığı artar.

  1. cümlede yer alan üst yapıyı oluşturan (hayvan) sözcük yerine 2. cümlede o yapının alt unsurları ( ceylan, aslan) olan sözcükler kullanılarak cümleler arasında kelime bağdaşıklığı oluşturulmaya çalışılmıştır.
  • Genel Anlamlı Kelime Kullanımı:

Metinde bir kelimenin yerine o kelimeyle metin dışında bir anlam ilişkisi olmayan genel bir kavramın kullanılmasıdır (Coşkun, 2005: 94).

Örnek:

(1)Üniversiteye giriş sınavının olduğu gündü. (2) Bu okulda sınava girecek olan öğrencilerin kimisi ailesiyle, kimisi tek başına gelmişti.  (3) Okul bahçesindeki kalabalık sınav saati yaklaştıkça artıyordu. (4) Sınav başladıktan sonra aileleri bir heyecan sardı. Bu heyecan şehri sarmış gibiydi.

  1. cümlede yer alan “kalabalık”sözcüğü bu metne özgüdür. Bu metinde geçen okul bahçesindeki insan sayısını karşılamaktadır.
  2. cümledeki “aileler”sözcüğüyle bu metne göre çocukları sınava girecek olan aileler kast edilmiştir.
  3. cümlede geçen “şehir”sözcüğüyle sınava girecek olan öğrenci aileleri ve öğrencilerin toplamını karşılamaktadır.

 

 

  • AYNI KAVRAM ALANINDAN KELİME KULLANIMI

Kelime bağdaşıklığı oluşturabilmek için aynı kavramsal alanda yer alan sözcüklerin kullanılmasıyla oluşturulan durumdur. Coşkun (2005: 95-96)’a göre, aynı kavramsal alanda kelime kullanımından kasıt bir kelime yerine başka bir kelime kullanma değil, bir kelimenin yanında o kelimeyle ilişkili bir başka kelimenin daha kullanılmasıdır. Metin içinde bu kelimeler farklı görevler üstlenebilir. Aynı kavram alanından kelime kullanımı tarzı bağdaşıklık farklı yollarla gerçekleştirilebilir.

Örnek:

Japonyada gerçekleşen depremden sonra hastalıklar arttı. Bu felaket Japonya’yı derinden sarstı. (Birbirine yakın anlamlı kelimeler.)

Bu sınavı kazanmak isteyen öğrenciler ister kız olsun ister erkekyaz-kış ders çalışmalıdır.  (Birbirine zıt anlamlı kelimeler.)

23 Nisan yarışmalarına okulumuzu temsilen ilköğretim birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci sınıftaki öğrenciler katılacaktır. (Aynı kelime grubunda yer alan kelimeler).

“Metin vasıtasıyla iletmeye çalıştığımız ana düşünceyi ve onu destekleyen yardımcı düşünceleri mantıklı bir şekilde birbiriyle uyumlu ve plân dahilinde sunmak, o metni dilbilgisi kurallarına göre aktarmak için bağdaşıklık ögelerinin dogru kullanmasına bağlıdır.” (Karatay, 2010: 373-385).

2.5.6. TUTARLILIK

Metin, “kendisini oluşturan tümce dizelerinin birbirlerine “bağdaşıklık ve tutarlılık” ölçütleriyle bağlanarak bir anlam bütünlüğü oluşturulmasıyla meydana gelen, belli bir amaç için üretilmiş, başı ve sonu kesin çizgilerle sınırlandırılan yazılı veya sözlü dilsel bir üründür.” (Onursal, 2003: 5).

Tanımdanda anlaşıldığı gibi metnin yapı ve anlam olarak bütünlük oluşturması gereklidir. Bu bütünlük bağdaşıklık ve tutarlılık unsurlarıyla sağlanır. Bağdaşıklık, metnin dilbilgisel yanıyla ilgili iken, tutarlılık kabul edilebilirlik ile ilgilidir (Günay, 2007: 116).

Bu yönüyle metindeki bağdaşıklık ile ilgili ögeler ilk bakışta keşfedilebilinirken, tutarlılık ile ilgili ögelerin keşfedilebilmesi Alan (1994: 174)’e göre, “metnin derin yapısında yer alan irtibata bağlıdır.” (akt: Çeçen, 2011: 4).

Tutarlılık, bağdaşıklık kavramı üzerinde geliştirilebilecek bir betimlemedir (Günay, 2007: 116). Bu betimleme okuyucunun hazırbulunuşluk düzeyine göre farklılık gösterir. Tutarlılık ile ilgili olarak belirtilmesi gerekilen en önemli husus metin içindeki cümlelerin mantıksal bir bütünlük oluşturmasıdır.

Karatay’a göre tutarlılık, “metindeki bilgilerin belli bir birlik ve bütünlük içende zihinde anlamsal olarak bir şema yaratması, canlanması, metinde işlenen konu etrafında adeta kalıplaşarak şekil almasıdır.” ( 2010: 375).

Coşkun (2005: 101)’un belirttiğine göre, metin tek başına bir anlam ifade etmez; metnin anlamı, metinsel bilgi ile okuyucunun bilgi birikiminin etkilşimi ile ortaya çıkar. Yani metni oluşturan dilsel yapı ile okuyucunun o dilsel yapıdan yola çıkarak yürüttüğü mantık ile yorum yapma veya betimleme ile anlamlı hâle gelir.

Örnek:

“Dolmuşun kalkış saatini bekleyen şoför dikiz aynasından saçını düzeltiyordu. Şoför muavini dolmuşun camlarını silerken bir yandan da arabanın hemen kalkacağını belirtiyordu.”

Ard arda sıralanmış bu iki cümledeki anlamsal yapı okuyucunun yorumlarıyla ortaya çıkar. Her iki cümlede gerçekleşen eylemler aynı mekan olan dolmuşta gerçekleşmektedir. Bu eylemlerin birbirine çok yakın zamanlarda, hatta aynı anda gerçekleştikleri söylenebilir. Bu iki cümlede adı geçen kahramanların yaptıkları eylemlere bakılarak; şoförün dış görünüşüne önem veren bakımlı olmayı seven biri olduğunu, Şoför muavininin çalışkan olduğunu söyleyebiliriz.

Yukarıdaki örnekte yer alan iki cümlede genel olarak bu çıkarımlarda bulunulabilir. Ancak bir metni yorumlamak okuyucunun yorumlarıyla ortaya çıkacağından adı geçen iki cümle ile ilgili olarak şu yorumda yapılabilir.

“Şoför dikiz aynasından saçını düzelttiğine göre saçları dağınıktır. Şoför muavini camları silme ihtiyacı duyduğuna göre ya şoför muavini temizlik konusunda çok titizdir ya da arabanın camları kirlidir.”

Metni oluşturan cümle sayısı arttıkça okuyucunun idrak seviyesine veya algıda seçiciliğine göre yorumlar farklılık gösterebilir.

Birçok bilimsel çalışmada (Hinds, 1990; Keçik, 1991; Stoddard, 1992; Gordon v.d., 1993) tutarlılığın sağlanması okuyucunun algılama düzeyiyle ilgilidir (akt. Coşkun, 2005: 102). Belli bir amaç için oluşturulan metinlerin hedef kitle tarafından sağlıklı bir şekilde algılanabilmesi için yazarın, bu kitlenin algılama düzeyini göz ardı etmemesi gerekir. Hedef kitlenin algıları ile metnin içeriği belli bir uyum içerisinde olmalıdır. Nükleer fizik alanında yapılan bir çalışmanın verilerinin değerlendirildiği bir bildiri metnin bir sosyolog veya nükleer fizikçi tarafından aynı düzeyde yorumlanması zordur.

Hangi alanda ve hangi amaçla olursa olsun oluşturulan hiçbir metin anlatmak istediğini tüm yönleriyle anlatamaz. Böylesi bir durumun olması mümkün değildir. Bundan dolayı her metin hitap ettiği okuyucular tarafından tamamlanan yönleri vardır.

Örnek

“Milletvekili seçilen adaylar mazbatalarını almak için Ankara’ya geldi. Bu heyecanı ilk defa yaşayan vekiller mecliste renkli görüntüler oluşturdu.”

Yukarıdaki örnekte bazı kavramlar uzun uzun açıklamak yerine, verilmek istenen mesaj okuyucuyu sıkmadan akıcı bir şekilde verilmek istenmiştir. Bu mesajın satır araları okuyucu tarafından zihinde doldurulur. Bu metin okuyucuya satır arası boşluk bırakılmadan oluşturulmaya çalışılsaydı muhtemelen şöyle oluşturulacaktı:

“Milletvekilliği, nüfusun yoğunluğu göz önüne alınarak ülke yönetiminde her bireyin    fikrini doğrudan  beyan etme olanağını olmadığı için onların yerine seçtikleri bir bireyin fikirlerini beyan etmesi, karar alma mekanizmalarının hızlanması için oluşturulmuş bir görev tanımıdır. Bu göreve talip olan birden fazla aday varsa bunlar arasında seçim yapılır. Seçim, 18 yaşını doldurmuş olan bireylerin oy kullanması ve bu oylar sonucunda kazanan adayın belirlenmesidir. Kazanan adayların resmi olarak tanınması için bir belge almaları gerekidir. Bu belgenin ismi mazbatadır. Mazbatayı kazanan adaylar Ankara’dan almak zorundadır. Çünkü Türkiye Cumhuriyetinin idari merkezi Ankara’dır. Meclis buradadır ve milletvekilleri burada görev yapacaklardır. Bir iş ile ilgili olarak daha önce deneyime sahip olmayan insanlar bu iş esnasında heyecanlanabilir. Heyecanlarından dolayı kimi zaman sempatik kimi zaman komik hareketler yapabilir.”

Bir metinde tutarlılık, Çeçen (2011)’e göre  “metnin tam ve bütün olmasını sağlayan unsur”dur. Bu bütünlük hem dilbilgisel olarak hem de mantıklı ve anlamlı olması yönüyle uyumlu olmalıdır.”

Bir metnin tutarlı olabilmesi için metin oluşturucuları tarafından uyulması gereken bazı kurallar vardır bu kuralları Bamberg (1983: 428) şu şekilde ifade eder:

  1. Konuyu tanımlamak
  2. Konuyu değiştirmemek ya da konu dışına çıkmamak
  3. Bağlamı ya da durumu belirleyerek okuru yönlendirmek
  4. Ayrıntıları (örnekleri) metin boyunca uygulanan plâna göre düzenlemek
  5. Bağdaşıklık ilişkilerini kurmak
  6. Metni sonuç bölümüyle bitirmek
  7. Metnin akışını bozacak dilbilgisel ve mekanik hata yapmamak (Akt: Ülper, 2008: 32-33).

Çoşkun ise tutarlılık taşıyan bir metnin taşıdığı özellikleri şu şekilde ifade eder:

  • Tutarlı bir metin bir bütünlük taşır, başta anlatılanlarla daha sonraki bölümlerde anlatılanlar arasında bir bütünlük vardır.
  • Tutarlı bir metinde tema, konu, kişiler ve olaylarda süreklilik vardır.
  • Tutarlı bir metnin merkezinde bir konu vardır, diğer ayrıntılar bu konuyla ilişkileri oranında metinde yer bulurlar.
  • Tutarlı bir metinde arkadası getirilmeyen, yarım bırakılan düşünceler ve olaylar yoktur.
  • Tutarlı bir metinde mantıklı bir plân vardır. Duygular, düşünceler, olaylar vb. ile ilgili ayrıntılar metindeki plân sayesinde birbiriyle sağlam ilişkiler kurar.
  • Tutarlı bir metnin farklı yerlerinde birbiriyle çelişki oluşturan bilgiler yer almaz
  • Tutarlı bir metinde verilen her yeni bilgi daha önce söylenilenlerle ilgilidir ve onlara katkı sağlar.
  • Tutarlı bir metinde daha önc söylenilenlerin gereksiz yere tekrarlanması söz konusu değildir. Metinde söylenen her şey tek başına bir işlev görmektedir. Metindeki her birim metinden çıkarıldığında bir eksikliğe yol açabilecek düzeyde metnin ayrılmaz bir parçasıdır.
  • Tutarlı bir metinde metin birimleri arasında okuyucunun dolduramayacağı boşluklar yer almaz. Yani, metinde söylenenleri anlaması için okuyucunun ihtiyaç duyduğu bilgiler eksiksiz biçimde verilir.
  • Tutarlı bir metinde kullanılan üslup, anlatım tarzı, metnin türü arasında metin boyunca devam eden bir uyum söz konusudur (Coşkun, 2005: 105).

Bağdaşıklık ve tutarlılık, “metinlerin biçimsel ve anlamsal bütünlüğünü oluşturan birbirine bağlı iki unsurdur.” (Onursal, 2005: 16). Bir metnin niteliği bağdaşıklık ve tutarlılık unsurları arasındaki uyumla ilgilidir. Bu uyumun üst seviyede tutalması, metin türüne dikkat ederek o metin türünün kendine has özelliklerini göz ardı etmeden oluşturulmasına bağlıdır.

Bu çalışmada öğrencilerinin bilişsel gelişim dönemleride esas alınarak öğrencileri içinde bulundukları dönemin ilgi alanlarına uygun aksiyon, macea ve olayların ön plânda olduğu öyküleyici metin oluşturma faaliyetlerine yer verilmiştir.

Yeni Konulardan haberdar olmak için lütfen mail abonemiz olun.

Mail adresinizi buraya yazınız:

Açılan Pencereden Güvenlik Kodunu Gir.Sana Gelecek Olan Doğrulama Linkine Tıkla.Aboneliğiniz Aktif.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
test